Gönderen: Oyhan Hasan Bıldırki | 18 Ağustos 2008

YOLLAR

Bir lamba hüznîyle

Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi;

Söndü göllerde aks-i girye-veşi[1]

Gecenin âvdet-i sükûniyle

 

Yollar

Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî,

Yollar

Hep birer hatt-ı pür sükût oldu

Akşamın sine-i gubârında[2].

 

Onlar

Hangi bir belde-i hayâle gider,

Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi?

 

Meftûr[3]

Ve muhterîz[4] yine bir nefha-i hayâl esiyor;

Bu nefha[5] dalları bîtab ü bîmecâl uyutur.

Sonra eyler kiyâh[6]ı nâlende[7],

Sonra âgûş[8]-u ufk içinde ölür…

Ey kalb!

Seni öldürmesin bir sâye-i şeb[9],

İşte bir dest-i sâhir[10] ü mahfî[11]

Sana nûr-ı nücûm[12]u indirdi.

 

Kuruldu işte, mesâfât içinde, lâl-i mesâ[13]

Bütün meâbid[14]-i hiss ü meâbid-i hulyâ

Bütün meâbid-i mechule-i ümmîd-i beşer…

Gurûb içinde bir eşkâl-i bîhudud-ı zehep[15]

Zücâc-ı san’at[16] ü fikretle yükselirler hep;

Büyük denizlere benzer eteklerinde sükût,

Sükût-ı namütenâhi, sükût-ı namahdût,

Sükût-ı afv-ı emel…

Bir el

Derîçelerde[17] bir altın ziya yakıp indi,

Aktı âb-ı sükûta yıldızlar

Bütün sular zehebî lerze[18]lerle işlendi.

 

Tâ öteden

Şimdi zer gözleriyle tâ öteden

Gam-ı ervâhı vecde davet eder

Bütün meâbid-i mechule-i ümid-i beşer.

Bütün meâbid-i vecdin soluk ilâheleri

Birer birer iniyor, gözlerinde rüyâlar;

Dudaklarında ziyâdâr ve muhteriz titrer

 

Akşamın buse-i huzû[19]-eseri.

 

Soluk ve gölgeli sîmâlarında reng-i mesâ

Nakşeder bir teheyyüc-i rüyâ[20]:

Biri yorgun sema-yı lâle bakar,

Biri bir gölge meşy[21] ü gâşyîle[22]

Miyâh-ı râkideye[23] samt ü hâb içinde akar;

Biri bir erganûn-ı eb’âdı

Dinliyor gölgelerde ser-bezemin[24],

Biri altın gözüyle, gûyâ ki,

Sana ey kalb-i müphem ü bâkî[25]

´´Gel!´´ diyor.

Lâkin

İniyor

İşte leylin zalâm-ı bîdâdı[26]

 

Yollar

Ah ey kimsesiz giden yollar,

Yolların ey sükût-ı hüzn-eseri,

Bugünün inmeden şeb-î kederi[27],

Meâbid-i emel ü histe sönmeden bu ziyâ[28],

Ölmeden onların ilâheleri[29],

Ah gitmez mi, kimsesiz, sessiz

Yollar,

Ah gitmez mi hatt-ı sâkitiniz,

Şimdi zer gözleriyle, tâ öteden

Tâ öteden

Gam-ı ervâhı vecde dâ’vet eden

Uzak meâbid-i pûr-nûr-ı vecd ü rüyâya

Ki câ-becâ[30] kapıyor bâb-ı vâ’dini[31] sâye[32].

 

Ahmet HAŞİM

(Göl Saatleri, 1921)

 

Vezin:      Mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün (fâ’lün)

Feilâtün / mefâilün / feilün (fâ’lün)

Feilâtün / mefâilün / feilün (fâ’lün)

Mefâilün / mefâilün / feilün (fâ’lün)


[1] Ağlıyor gibi.

[2] Tozlu sine.

[3] Usanmış, ümitsiz.

[4] Çekinen, sakınan.

[5] Güzel koku.

[6] Ot.

[7] İnleyen, inilti.

[8] Kucak.

[9] Gecenin gölgesi.

[10] Büyücü el.

[11] Gizli.

[12] Yıldızlar.

[13] Dilsiz akşam.

[14] Mabetler.

[15] Altın.

[16] Sırça, cam sanatı.

[17] Pencereler, kapılar.

[18] Titreyiş.

[19] Alçakgönüllülük.

[20] Coşkun rüyalar.

[21] Yürüme, yürüyüş.

[22] Bayılma.

[23] Sakin sular.

[24] Başı yerde.

[25] Ağlayan (kadın).

[26] Gece karanlığının zulmü.

[27] Gecenin kederi.

[28] Işık.

[29] Güzel kadınlar.

[30] Yer yer.

[31] Vaat kapısı.

[32] 1. Gölge. 2. Koruma, himaye, yardım.

Reklamlar

Responses

  1. Teşekkürler 🙂


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: