Gönderen: Oyhan Hasan Bıldırki | 14 Ağustos 2008

HAŞİM’DE TABLO ŞİİRLER * Oyhan Hasan BILDIRKİ

 

Bu şiirler, Haşim’in sembolistlerden etkilenerek yarattığı dış dünyayı çizen birer tablo halindeki şiirlerdir. Parnasyenler[1] tabiatı verirken bir fotoğrafçı titizliğiyle çalışır, objektiviteyi tespit ederlerdi. Sembolistler ise tasvirlerinde gerçekçi değildirler ve psikolojik eğilimlerinin etkisini on planda tuttuklarından, kendi hayal dünyalarındaki tabiatı kelimelerle, duygusallık içinde vermeye çalışırlar. Haşim şiirin bir duygu aracı olduğuna inanırdı. Bu bakımdan onun bu tip şiirlerinde anlamdan çok, yalnız duygu vardır. Bu şiirlerde Haşim, konudan ayrıldığı gibi, mekândan da sıyrılmıştır.

Haşim’in tabiattan kaçış tem’ini daha iyi anlayabilmek için bu şiirleri deşmeden birkaç örnek vermekle yetineceğiz. 

 

AĞAÇ

 

Gün bitti. Ağaçta neş`e söndü.

Yaprak ateş oldu, kuş da yakut;

Yaprakla kuşun parıltısından

Havzun suyu erguvana döndü

 

Ahmet HAŞİM

(Piyale, 1926)

 

BAHÇE -veya- TAHATTÜR

 

Bir Acem bahçesi, bir seccâde

Dolduran havzı ateşten bade.

Ne kadar gamlı bu akşam vakti

Bakışın benzemiyor mu’tâde[2].

 

Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar

Dalmış üstündeki kuşlar yâda.

Bize bir zevk-i tahattur kaldı

Bu sönen, gölgelenen dünyâda!

 

Ahmet HAŞİM

(Piyale, 1926)

 

YARI YOL

 

Nasıl istersen öyle dinle, bakın:

Dalların zirvesindeyiz ancak

Yarı yoldan ziyâde yerden uzak.

Yarı yoldan ziyâde mâha yakın.

 

Ahmet HAŞİM

(Piyale, 1926)

 

HAVUZ

 

Akşam yine toplandı derinde…

Cânan gülüyor eski yerinde

Cânan ki gündüzleri gelmez,

Akşam görünür havuz üzerinde;

 

Mehtab kemer taze belinde,

Üstünde sema gizli bir örtü,

Yıldızlar onun güldür elinde…

 

Ahmet HAŞİM

(Piyale, 1926)

 

KARANFİL

 

Yârin dudağından getirilmiş

Bir katre âlevdir bu karanfil,

Rûhum acısından bunu bildi!

 

Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer,

Kızgın kokusundan kelebekler,

Gönlüm ona pervâne[3] kesildi.

 

Ahmet HAŞİM

(Piyale, 1926)

 

ÖĞLEDEN SONRA

 

İçer gümüş kıyılardan remîde[4] âhûlar

Ve onların sesi eyler bütün sükûtu harâb,

Eder bu daveti, durgun sulardan, istiğrâb[5]

Gürültüsüz ve uzak mâî diğer âhûlar…

 

Ahmet HAŞİM

(Göl Saatleri, 1921)

 

SİYAH KUŞLAR

 

Gurûb-ı hûn[6] ile perverde-rûh olan kuşlar

Kızıl kamışlara, yaakut âba konmuşlar;

Ufukta bir ser-i maktu andıran güneşi

Sükt-ı gamla yemişler ve şimdi doymuşlar…

 

Ahmet HAŞİM

(Göl Saatleri, 1921)

 

YARASALAR

 

Dağılmış hazân-dîde[7] tüller gibi

Uçuşmakta sessizce huffâşeler[8];

Giderler, gelirler… San örmekteler

Nücûm-ı kederle zalâm-ı şebi.

 

Ahmet HAŞİM

(Göl Saatleri, 1921)

 

TULÛ-I KAMER

 

Dağıldı cevf-i havâlîye[9] bir garîb âvâz,

Gürültüler, asabi sayhalarla cûşâ-cuş[10]

Bütün tuyûr-ı hafâ[11] gölden ettiler pervâz…

 

Neden bu korku, neden ansızın bu cuş u hurûş?

Ufukta çenber-i lerzân âba yaslanmış,

Ufukta çünkü tecellî-i mâh eder suyu nûş[12]

 

Ahmet HAŞİM

(Göl Saatleri, 1921)

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ


[1] Gerçekçiler.

[2] Alışılmış.

[3] Işık etrafında dolanan kelebek.

[4] Ürkmüş, ürpermiş.

[5] Garipseme, şaşma.

[6] Kanlı gurup.

[7] Sonbahar görmüş, ihtiyarlamış.

[8] Yarasalar.

[9] Ortalığa çıkmış.

[10] Çok coşkun.

[11] Gizli kuşlar.

[12] Tatlı, bal, içki, iksir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: